TÜRK KÜLTÜRÜNDE UZLAŞMA/ Abdullah ÇAVUŞ UZLAŞI-DER BAŞKANI (14.01.2019)

TÜRK KÜLTÜRÜNDE UZLAŞMA
Abdullah ÇAVUŞ
UZLAŞI-DER BAŞKANI (14.01.2019)
Uzlaşmayı günlük hayatımızda olumlu bir kavram olarak kullanırız. Uzlaşma kelimesinin kendisi pozitif duygular veren bir kelimedir.Uzlaşmanın temelinde bilgi, erdem, sevgi, insanlık adına fayda olmalıdır. Uzlaşmak insanları daha zararlı bir sonuca gitmekten kurtarmalıdır.
Toplumsal Uzlaşma fikri alçak gönüllüğü, fedakârlığı, feragati ve eleştiriye açık olmayı gerektirir. Kendini sürekli büyük görmek herkese tepeden bakmak, üstün ve önemli konumda olduğunu varsaymak, uzlaşmanın önündeki engellerdendir. Kişi “Ben bilirim, ben yanılmam, ben geri adım atmam, ben güçlüyüm, ben önemliyim” diyerek uzlaşma anlayışından uzaklaşır. Katı zihinsel yapıya sahip bu tür kişiler zamanla hem yalnızlaşır hem de uzlaşmanın getirdiği zenginliklerden yoksunlaşarak verimsizliğe düşerler.
Uzlaşma gizli gündem taşıyarak oluşmaz. Kafanın arkasında farklı planlar taşıyarak yapılan uzlaşma, uzlaşma değil hilekârlık olur. Sıkışan eller kısa zamanda yumruğa döner. Uzlaşma belli bir yürek şeffaflığını gerektirir.
Türk Hukuk Sistemine 5271 sayılı kanun ile giren UZLAŞMA müessesi, esasen Türk toplumunda yüzyıllardır uygulanmakta olan bir kültür olarak karşımıza çıkmaktadır.
Şöyle ki;
Toplumsal yapımızda kişiler arasında ortaya çıkan her türlü anlaşmazlık ve husumetleri sonlandırmak üzere her kesimden her insanın sözüne itibar ettiği bir “ak sakallımız” yani bir “bilge kişimiz” olagelmiştir.
Türk tarihinde DEDEKORKUT ile başlayan bu UZLAŞTIRMACI donanımına sahip güvenilir ve sözüne itibar edilen bu itibar sahibi sözü dinlenen kişilikler zaman içinde; AK ŞEMSETTİN olmuş, AHİ EVRAN olmuş, YUNUS EMRE olmuş, MEVLANA olmuştur.
Yunus Emre ünlü sözünde “Yaratılanı Severim Yaratandan Ötürü” derken toplumsal uzlaşmanın en temel unsuru olan SEVGİ kavramına dikkat çekmek istemiştir.
Mevlana ünlü sözünde “Ne olursan ol yine gel “ derken her insanın hata yapabileceğine ama pişmanlık kapılarının tövbe kapılarının hep açık olduğuna dikkat çekmek istemiştir.
Akşemsettin hazretleri ise bir sözünde “Bir mum, diğerini tutuşturmakla ışığından hiç bir şey kaybetmez.” Demek suretiyle iyiliğin toplumsal uzlaşmanın kapılarını açan anahtar olduğuna vurgu yapmak istemiştir.
Ahiliğin kurucusu Ahi Evran’ı Veli ise bir sözünde “Eline, diline, beline sahip ol. Kalbini, kapını, alnını açık tut” demek suretiyle toplum halinde yaşamak için bireylerde olması gereken özelliklere dikkat çekerken, enaniyetten, kibirden uzak, içi dışı bir olan ve kalbinde beyninde başka gizli fikirleri düşünceleri olmayan insanların birlikte yaşama arzusunda olan toplumlarda barışın huzurun sağlanmasının yoluna dikkat çekmek istemiştir.
Sonuç olarak biz TÜRK’LERDE UZLAŞMA KÜLTÜRÜ en önemli insani özelliklerimizden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Dünya uygulamasına göre hukuk sistemimizde göreceli olarak yeni oluşturulan UZLAŞTIRMACILIK kurumunu ayakta tutmak milli ve hukuki bir vazife olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu nedenle ceza kanunundaki bu düzenlemeyi tarihi kültürümüzle birlikte harmanlayalım ve bu yeni düzenlemeye UZALAŞTIRMACILAR ve hukukun uygulayıcı tüm tarafları olarak sahip çıkalım
Bu her şeyden önce tarihi ve milli bir görev olmalıdır.

Abdullah ÇAVUŞ
UZLAŞI-DER BAŞKANI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir